5 Temmuz 2020 Pazar
Bir Yabancıdan Arda Kalanlar
-“ Sen nereye gidiyorsun kızım?”
-“ Yukarı doğru çıkacağım amcacım”
- “Beni kaldırımın sonrasındaki düzlüğe götürür müsün peki?
-“Tabiki”
Aramızdaki diyolog bu şekildeydi. Ve bir “Allah razı olsun kızım” cümlesi daha aktı gönlünden diline. Kaldırımdan indikten sonra “Sen nereye gidiyorsun amca?” dedim. Anladımki kulakları oldukça az duyuyordu renkli gözlü amcanın. Hele yüzümdeki maskeden dolayı çok daha fazla zorlanıyordu. Tekrarladım sorumu ve “ Şu sokağın sonunda evim kızım.” dedi. Aldım pazar arabasını “ Haydi amca gidelim.” dedim. Başladık yürümeye. “ Kızım bardakları hep kırıyorum, ondan aldım bukadar.” dedi. Ben suspus dinliyordum. Sonra “Alaşehirliyim ben” dedi benden ses çıkmayınca sanırım bilmediğimi düşünüp “ Manisa” deme ihtiyacı hissetti. Birkaç adım sonra suskunluğunu bozdu “ Ailemi kaybettim ben. Burda kızımla kalıyorum. Elimden bardaklar düşüyor kırılıyor ellerim tutmuyor artık ve kızıyorlar bana” dedi gönlündeki hüznü sesine yansımıştı ve derin bir suskunluğu buyur etti yüzüne. “ 83 yaşındayım biliyor musun?” cümlesi ile dağıttı sessizliği sanki suçlu bulunduğu kızıldığı noktada kendini savunmak istercesine. Dayanamadım. “ Amcacım üzülme lütfen, bardaklar kırılmak içindir, kırılır elbette.” dedim. Duymadı, durdu. O an maskemi çeneme indirip ses tonumu yükselterek yine tekrarladım cümlemi. Yorgun ve yıpranmış sakallarının altında teşekkürvari bir gülümseme beliriverdi. Devam ettik yolculuğumuza. Evine vardık o kapıyı açarken basamaklardan çıkartıyordum pazar arabasını ve komşularına denk geldik teşekkürlerle aldılar arabayı elimden. Amcanın dilinde dualar... Allah’ a emanet edip amcayı, ayrıldım binadan. Düşündüm. Amca ailemi kaybettim demişti ama kızıyla yaşıyordu. Demekki dedim amcanın ailesi karısı imiş. Karısı bu dünyadan göçünce ailesini kaybetmiş. Kızına hiç kızmadım çünkü çocukluğunu ve bu amcanın nasıl bir baba olduğunu bilmiyordum. Kız ne yaşadı, ne yaşıyor bilmiyordum. Eleştirmek, kızmak haddim ve hakkım değildi. Sadece amcanın ailemi kaybettim lafı dönüp durdu gönül evimde. Dua ettim düşüncelerimdeki yoğunluk arasında:“ Mutlu ol amcacım. AileM diyebileceğin ve kaybettiğine üzüldüğün bir AİLEN olmuş. Bu dünyada gönlüne ferahlık misafir olsun. Huzur nefesin olsun. Zahir için sağlıkla, ele ayağa düşmeden, AŞK ile kavuşursun inşaallah sevdiceğine. “
...
Amacım yardım ettim düşüncesindeki etik dışı çiğliği ve çirkinliği vurgulamak değil. Bunu hikaye etmek hiç değil... Amacım eşine olan özlemini, ailemi kaybettim lafındaki derin anlamı paylaşmak aslında. Herkesin bir hikayesi var. Bu yabancının upuzun ömründen kısacık yolculuğumuzda bana ve heybeme bıraktığı hikayesi...
Maviş gözlü, sakalları pamuk amca yüreği buruk özlem kokan anlardan geçiyor olsa da nasıl şanslı olduğunu biliyor muydu acaba?
İşte böyle bir gündü payıma düşen. Eşlerin “aileM” olabileceği umut ışığı yayılsın hepimizin üzerine. Çünkü bilinen; anne ve babalar birbirini sahiplenmeyince, ailem demeyince çocuklar hep bir eksik hep bir aile dışı kalıyor.
Darısı başımıza 🙏🏻 🤗
14 Mayıs 2020 Perşembe
Enerji Kaynağımız Nerden Gelir?
“Annem gibi bir anne olmak istemiyorum” diyenler ya da “anneliğini zaman zaman sorgulayanlar” için değişmeyen tek şey değişimin kendisidir diyoruz.
Keyifli Düşünsel Seyirler. 👇🏼
https://m.youtube.com/watch?v=QWMp8yvYtug
7 Mayıs 2020 Perşembe
İyilik Halimin Sürdürülebilirliği Üzerine Birkaç Söylem
Sürdürmeli miyim?
BiyoPsikoSosyal Varlık olan bizlerin bu süreçte iyilik hali mümkün mü?
Cevapları linkteki videomuzda👇🏼
Keyifli Seyirler🙏🏻
https://m.youtube.com/watch?v=wKbGK2BFmIw
17 Nisan 2020 Cuma
Rengarenk Yalnızlığımda Bir Asaf Gizli
Herhalde en güzel duyguya eşlik eden olur 🤷🏻♀️
yaratmadıysa vardır bir hikmeti demek ve zaten mutlu, sûkun olduğun anlardan bu kabul duygusunun getirdiği güzel enerji ile KEYİF balonlarını rengarenk uçuşturmak en değerli olanıdır. 🙏🏻
11 Nisan 2020 Cumartesi
Sevgili DOLUNAY Misafirim
Sevgili Dolunay Misafirim
....
Dolunay zamanlarını hep sabırsızlıkla bekleyenlerdenim ben de... Ve gökyüzünde zamanı gelince bütün olan o BİRliğini seyredalarım takî gün ışımasına bırakana kadar kendini/yerini. Öyleki bazen masmavi gökyüzünde gün ışığında adımlarım asvalt üzerinde ilerlerken vücuduma asi gelen kafam yukarı doğrultur kendini ve yine o büsbütünün gündüz haline denk gelirim; nefesime verdiği tarifi imkansız duygular eşliğinde. Sanki o ana kadar nefes almayı unutmuşumda o an Onu gördüğümde. ilk nefesimmiş gibi. Demem o ki DOLUNAY bir aşk hikayesi bende. Safiyâne bir enerji ile sıralanıverir dileklerim teker teker ve dolunay bünyesinde teker teker tümleşir BİR oluverir hepsi.
Dedim ya hani bende bir AŞK hikayesi ayın son hali;ayın sabır hali....
Böyle bir zamandı geliverdi gönül misafirim. Ondan sonraki tüm sessizliklerini de hep bir dolunay gecesi bozuverdi “nasılsın?” Sorusu ile.
Nasıldım,,, ya da nasıl oluyordum,,, 4 mevsim misaliyim desem diyordum tam da o anda... yine tam da o anda Özdemir Asaf yürek soframa kuruluveriyor “önce özlüyorum, sonra ağlıyor akşamları küsüyor geceleri seviyorum” diyip duygu meyimize meze ediveriyordu kelimelerini. Ben ise sessiz,sûkun bir halde “iyiyiyim” e sığdırıyordum tüm mezelerimi Özdemir Asaf a mahcup muzip bir gülümseme atarken.
Dolunay misafirim bilmiyordu bazen ona kızdığımı,bazen özledğimi,bazen kalbimin normal akış hızını misli misli arttırdığını ve bilmiyordu o nasılsın dediğinde dünyadaki tüm rengarenk kelebeklerin midemde cumhuriyetlerini ilan ettiklerini.
Bilmiyordu “iyiyim” in bir “nasılsın” a esir düşerken bana düşündürdüklerini...
Sahi tüm duyguları bir insana nasıl sığdırabiliyorduk. Netliğim,sınırlarım nereye saklıyordu kendini bu anlarda?
Başına buyruk kafam vücudumdan ayrık yukarı taştığında yine, cevabı “O”rda görüveriyordu tüm netliği ile işte. Dolunay cevaplıyordu sorumu. O yusyuvarlak mükemmel hale gelene kadar geçtiği aşamaları örüntü misali gözüme kazıyarak.. Sabrını sûkutuna kat huzurunu yoluna yoldaş et ve derinliğini koru dercesine.
Sen “Sevgili” Dolunay Misafirim;
Ayın hangi halisin bilemem belki ilk belki son bilemem ama ben sende her halindeyim sanırım:)
Ama o tüm hali,son hali hariç....
BİR, bütün olabilmek için geçeceğim daha nice yollarda sen bana nesin, ne olursun yine bilemem fakat tebdil-i mekansızlıkta içerime ferahlık, düşünceme aydınlık kattığın kesin.. yüzümde oluşturduğun gülümseme ve kahkahama eşlik eden gülüşünle...
Olumlu-olumsuz tüm deneyimlerim gibi sınırlarıma girdiysen ruhsal dünyamda vardır bir hikmetin benim DOLUNAYıMa kavuşma yolumda...
Velhasıl-ı kelam DOLUNAYımız içimizde her halini yaşayarak yaşatarak bakî olsun. Hep yine,yeni, en yeni, yeniden yürek ucumuzda “Hû”zurumuzu parlatsın ve aldığımız nefesin her anını değerli kılsın...
Ve sen iyiki varsın dolunayıma eşlik eden misafirim...
Sizin Dolunaya sığdırdıklarınıza misafir olmak umudu ile🤗
Biyo-Psiko-Sosyal Süreçten Bir Corona Geçecek
Keyifli Seyirler🤗👇🏼
https://m.youtube.com/watch?v=iLd4Y2Qc8fA
6 Nisan 2020 Pazartesi
AFFETMEK ÖZGÜRLEŞMEKTİR!
11 Aralık 2018 Salı
Düşünceler Duyguları Beslerse
24 Mart 2018 Cumartesi
Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı/ Mark MansoN
Büyük Güç Büyük Sorumluluklar Getirir.” Doğru. Ama bu sözün daha iyi bir akış açısı var, ve gerçekten derin bir bakış açısı. Tek yapmanız gereken sözlerin yerini değiştirmek: “Büyük sorumluluklar büyük güç getirir.” “Her şeyi iyi tarafından görmek” gibi bir şey iyi gibi görünse de, gerçek şu ki hayat bazen berbattır ve yapabileceğiniz en sağlıklı şey de bunu kabul etmektir. Negatif duyguları inkâr etmek daha derin ve daha uzun ömürlü negatif duygulara ve duygusal bozukluğa neden olur. Sürekli pozitif olmak hayatın sorunları için geçerli bir çözüm değil, bir inkâr biçimidir. Doğru değerleri seçerseniz, bu sorunlar size zindelik, kuvvet ve şevk verir. Dedemin zamanına dönersek, kendini çok kötü hissettiğinde şöyle düşünürdü, “Bugün berbat bir günümdeyim. Ama n’apalım hayat böyle, ben samanları havalandırmaya devam etmeliyim.” Ama ya şimdi? Şimdi beş dakikalığına bile kendinizi çok kötü hissetseniz son derece mutlu ve harika hayatları varmış gibi sunan insanların 350 fotoğrafıyla bombardıman ediliyorsunuz, bu durumda hatanın sizde olduğunu hissetmemeniz imkânsız kuşkusuz. Değmeyecek şeyleri kafaya takmamak çok önemlidir. Dünyayı kurtaracak olan şey budur. Dünyanın bazen berbat olduğunu ama bunun da doğal olduğunu kabul ederek yaşamak gerek. Çünkü her zaman böyleydi ve her zaman da böyle olacak. Sosyal medyada her gün milyonlarca kere paylaşılan “Nasıl Mutlu Olunur” tarzı saçmalıklarda yanlış olan ve kimsenin fark etmediği şey şudur: Daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve de tam tersine, insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir. Pokerde elinde korkunç kağıtlar olan biri çok güzel eli olan birini yenebilir. Elbette eli güzel olanın kazanma ihtimali daha büyüktür, ama sonunda kazanan her oyuncunun oyun süresinde yaptığı seçimlerle belirlenir. Hayatı da aynı şekilde görüyorum. Hepimize dağıtılmış bir el var. Bazılarının eli daha iyi. Sadece kağıtlara bakarak berbat durumda olduğumuzu söylemek kolaysa da, gerçek oyun o kağıtlarla yapacağımız seçimlere, almaya karar verdiğimiz risklere ve birlikte yaşamayı seçtiğimiz sonuçlara bağlıdır. İçinde bulundukları duruma göre sürekli en iyi seçimleri yapanlar tıpkı pokerde olduğu gibi hayatta da öne çıkarlar ve illa da eline en iyi kağıtlar gelmiş olmaları gerekmez.
31 Ocak 2018 Çarşamba
Bir NoktaDa,,,
11 Temmuz 2016 Pazartesi
Tek Günüm var; o da Bugün
16 Haziran 2016 Perşembe
Ayrılığın Diğer Parçası Heybemde
"O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,kartvizitinde “onca ayrılığın birinci dereceden failidir” denmeseydi eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse…
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
Can Yücel
....
İnce bir sızı ile başlar varlıkta yokluğu yaşamak... Bütün deyimler bir bir anlamını bulur sözlüklere ihtiyaç duyulmaksızın... Mesela buram buram yaşarsın "burnunun direği sızlamak" deyimininin aklına serilen her film karesindeki gerçekliğini...
İçinde volkanlar patlıyor hissi yaşar söndürmenin yolunu bulamazsın; belki de bitenlerin inanışını yaşamak için bulmak istemezsin sönmenin yolunu...çünkü her nefes alışını verişinle başlatırsın öldüm zanneder tekrar yaşarsın...
Her telefon çalışı azaptır eline alıp karşılaştığın isim sonucu... Hüsranlar buyur edilendir yalnızlığın akıl almaz boşluğuna. Tüm dünya sessizliğe boğulmuştur sanki bir tek kişinin gidişi ile. Dondurursun zamanı...Zaten takibinde de olamadığın bir akış başlar... Günlerden ne,ayın kaçı... Bildiğin tek tarih,tek saat ve tek gün gidişin/terk edilişin dilimidir...
Her gece duyguna misafir;her gün geçmek bilmez an birikimi... Önceleri dayanılması zor gelir adımlarını paylaştığın sokaklar,caddeler,oturduğun kafeler...günün yeterince "an"yüklüdür zaten,aklına kazınanları yerinde yaşamak istemez kaçınırsın... Belkilerine sığınıp...
Algılar sadece yitirilene çalışır. Her insan O'nun bir parçasını taşıyordur sanki. Bu mont...? O mu yoksa, bu saç, bu yürüyüş, bu ses... O mu? Bir an dönüp bakarsın tanıdık bir bakış... Hüsran hüznün yüzü ile tam karşındadır... Gözlerin buğulanır boğazın düğümlenir... Susarsın... İçinde patlayan çığlıklarını sade ve sadece sen duyarsın... Ve yine susarsın... O'nun yokluğu en acı şekliyle karşındadır.
Ne tuhaftır oysaki yokluğu hissedebilmek... Bilirsin şehrin bir yerinde nefesiyle sesiyle bedeniyle varlığıyla yani en somut haliyle bulunmakta... Ölüm değildir ayrı düşüren; ama paya düşen bir ayrılık vardır heybende.
Öyle bir payki "Ölümü bile anlamsızlaştıran yaşanılacak her şey yaşansaydı eğer" dedirten.
Yarım kalmışlık... Hayallerde, gelecekte, gününde, sende...
Demem o ki en zorudur yaşayan için varlıkta yokluk çekmek... Arasam orda, gitsem karşımda, tutsam eli elimde, baksam gözü gözümde... Var... Ama Yok... Yitip gidenler sayfasında her giden yarım kalmış cümle bırakırken peşi sıra ölüm denen olgu son vuruşu yapar ve noktayı alır bitişine ;varlıkta yokluk yaşayanların cümleleri ise hep üç noktayla sonlanır ve her nokta bir kelimeyle özdeştir:Belki, Keşke,Eyvallah...Dün,Bugün,Eksik Gelecek... Sen,Ben,Yarım Yarınlar...
Can Yücel ile başlanan ayrılığın somut yüzü aktarımında Nazım Hikmet'de üç noktanın doldurulamaz içeriğini anlatsın bize,
- Seni seviyorum,
ama nasıl? Avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp
kırasıya,
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
- Seni seviyorum,
ama nasıl? Kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
- Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana...
Ve artık
biliyorum:
Toprağın
Yüzü güneşli bir ana gibi
En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini...
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak...
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...
13 Haziran 2016 Pazartesi
Varlığın Yok Oluşu
31 Mayıs 2016 Salı
Yaşamın Özeti:Duygu,Düşünce,Davranış
Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında acizsin… ’"
Mutlu HaftalaR

