31 Mayıs 2016 Salı

Yaşamın Özeti:Duygu,Düşünce,Davranış

Yaşamın avcumuzdan akıp gittiği zamanlara çok değer biçer anlata anlata biteremeyiz.Geçmişimiz değerlidir ama gelecek daha gelmeden hayallerimizi layığınca süslemez; belirsizliklerden çekinir Keşkelerimiz ve Belkilerimizle çerçevesini çizeriz...
Psikoloji Bilimi aslında -kanaatimce -Keşkelerin yorduğu yoğurduğu yorgunlukların belkilerin belirsizliğinin alt metnindeki analizidir çoğu zaman...
Dinlediğim şahit olduğum her hikaye bir keşke barındırırken bünyesinde beraberinde belkileri de sunar önümüze...
Tüm bu hikayelerde hem psikolog hem sosyolog kimliğim ile gözlemlediğim iletişime geçemeyişimizdir genellikle;en çok da kendimizle. İç sesimizle duygu ve düşüncelerimizle yüzleşemeyişimiz; kaçışlarımız...
İletişimin hep diyolog yanından dem vurur sağlıklı iletişim için gerekli şartları sıralarız. Peki ya kendimizle yaşadığımız iletim hali?  Monolog yaşamı sunan şu günümüz dünyasında en önem arzeden kısmını nekadar önemseyip ele alıyoruz?Duygumu Düşünceme;Düşüncemi Duyguma nasıl aktardığım?
Aslında varolan düşüncelerimizi düşünmez;duygularımızı ise duymayız hayat deden yaşam gailesinde. Hepimiz bir koşuşturma halindeyiz: iş, aile,maddiyat, maneviyat...
Nereye nasıl niçin gidiyoruz?
Mesela hiç sorgular mısınız "Benim yaşama amacım ne?"diye....
Amacımızı belki de çoğumuz bilmezken en vicdansız şekilde sorgular en çok da kendimizi yargılarız hiç düşünmeksizin.
Burda niçin neden bu davranışı sergiledim neden bu duyguyu hissettim vurgusuna kendimizi kaptırmaksızın.En zor olanını gerçekleştir yargılara,kızgınlıklara,nefrete sığınırız... 
Evet,zor dedim;çünkü 3D kuralında(Duygu/Düşünce/Davranış) bu yaşam ve anlayış şekli en yorucu olan süreci getirir peşi sıra. Her olumsuz yaklaşım mıknatıs gibi çeker bir diğer olumsuzu... 
Sözün özünü ünlü düşünür Mahatma Gandhi ne de güzel özetlemiş Hayat çerçevemiz için;

 

""SÖYLEDİKLERİNİZE DİKKAT EDİNDÜŞÜNCELERİNİZE DÖNÜŞÜR,
DÜŞÜNCELERİNİZE DİKKAT EDİNDUYGULARINIZA DÖNÜŞÜR,
DUYGULARINIZA DİKKAT EDİNDAVRANIŞLARINIZA DÖNÜŞÜR,
DAVRANIŞLARINIZA DİKKAT EDİN, ALIŞKANLIKLARINIZA DÖNÜŞÜR,
ALIŞKANLIKLARINIZA DİKKAT EDİNDEĞERLERİNİZE DÖNÜŞÜR,
DEĞERLERİNİZE DİKKAT EDİN KARAKTERİNİZE DÖNÜŞÜR,
KARAKTERİNİZE DİKKAT EDİN, KADERİNİZE DÖNÜŞÜR""

Demem o ki; Söylemlerimiz, düşüncelerimiz bakış açımızı etkilerken hayatın akışı yakalamak kendi elimizde. 
Kader dediğimiz ise  Şems Tebriz-i' nin anlatımında gizli yine benliği vurgularcasına:
"‘Kaderin ne olduğunu anlatamam; ama ne olmadığını anlatabilirim: Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten 'ne yapayım kaderimiz böyle’ deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir……

Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında acizsin… ’"

Mutlu HaftalaR





28 Ocak 2016 Perşembe

DOĞRU BİLDİĞİM YANLIŞLARIM MI VAR❓


  Önce iki kişi birleştirir hayatı ortak paydada; derken bir birey gelir dünyaya iki kişinin ortaklığında. Oluşan Evlilik Kurumu ve sözleşmesi yerini Aile Kurumuna bırakırken yeni imzalar atılır görünmeyen yüzeyde. 
Aile içerisindeki konumlara ait isimler de değişmiştir artık roller de... ANNE BABA rolü beraberinde yepyeni sorumluluklarla da tanıştırmıştır bireyleri.İLKler herdem sancılıdır,bu sebeple ilk çocuk ile bilinmezliğin sancılarını yaşar anne babalar, ikinci Merhabalar daha tanıdıktır artık ilke nazaren. 
  Tüm bunlar çerçevesinde aile toplumsal anlamda büyük önem arzederken bireylerin ruh sağlığı ve bu sağlığı destekleyici koruyucu ve önleyici çalışmalar da bir okadar önem arzeder. Bilinçlendirme ve Farkındalığı arttırma bu çalışmalarda hedef alınan başlıklardan sadece iki tanesidir. 
Aile içi iletişimde takındığımız ve sürdürdüğümüz tutumlar hem bireysel hem de aile üyelerinin toplu sağlığı için değinilmesi gereken bir diğer  önemli noktadır. 
  Peki tutum ne demektir? 
  Bireyin nesnelere fikirlere kişilere ve olaylara ilişkin duygu düşünce ve davranış eğilimidir.  
En küçük toplumsal yapı diye nitelendirdiğimiz aile içi tutumlarda ise eşler arası ,anne/baba-çocuk ve kardeşler arası tutum;iletişimin sağlıklı olması ve ilerlemesi için mihenk taşıdır.
  Hayatın keşmekeşliğine ek olarak teknolojinin de  modern toplumlara ve bireylere sunduğu hızlı(!) yaşamın yorgunluğu,tahammülsüzlüğü,anlaşmazlıklarıbireylerin yaşam akışına,akıştaki iletişimlerine zarar verebilmektedir. Dış dünyada sürdürdüğü iletişiminde yorulan birey evdeki iletişimine de bu yorgunluğunu yansıtabilmektedir. Bu çerçeve de aşırı baskıcı ebeveyn tutumu, aşırı kollayıcı koruyucu tutum,İlgisiz duyarsız ebeveyn tutumu ve DEMOKRATİK tutum aile içi iletişimde ebeveyn tutumları olarak literatürümüze girmektedir.  
.Aşırı Baskıcı Ebeveyn Tutumu:Çocuğun istek ve talepleri duygu ve düşünceleri otoriter tutum da dikkate alınmazken eleştirel bir üslub göze çarpmaktadır.
.Aşırı Koruyucu Ebeveyn Tutumu:Geç kavuşulan veya tek çocuk olan ailelerde aşırı kollayıcı koruyucu yaklaşım çocuğa hayat tecrübesi kazanma fırsatı sunamamaktadır,çocuğun büyüdüğü gözden kaçan noktalardandır. 
.İlgisiz Ebeveyn Tutumu: Çocuğun ilgi ve gereksinimlerine kayıtsızlık hakimdir verilen tepkiler oldukça düşüktür.Çocuğun ruhsal durumu ve okul başarıları kısacası çocuğun gelişimiyle ilgilenmezler.
.Demokratik Ebeveyn Tutumu ise çocuğu birey olarak kabul eder, çocuğa öğüt verme yerine yapması gereken davranışlar açıkca belirtilir."Netlik ve Kabul" vardır ve iletişim demokratik yollarla kurulmaktadır.
Sesimizin tonu ve içeriği nasıl ki bize dönüyorsa dağın en zirvesinden seslendiğimizde, hayata da nasıl sesleniyorsak yankısını  öyle almaktayız ve aslında ektiğimizi biçmekteyiz. Bir çocuğa farkında olarak vaya olmayarak neyi nasıl veriyorsak ilmek ilmek işliyerek, UNUTULMAMALIDIR Kİ karşımıza çıkan tüm bu nakışların eseri olacaktır.
Yani Demem O Ki; yankının kulakta hoş tınısı için güzel tını sunmak lazım yaşanılmışlıklara.Haftaya ebeveyn tutumlarının çocuklar üzerindeki olumlu olumsuz etkilerini incelemek,tınıların ahengini konuşmak üzre buluşuyor olacağız.
Huzurlu Haftalar

23 Ocak 2016 Cumartesi

AİLE İÇİ İLETİŞİM;Dünyaya İlk Merhaba


Düşünün ki zamanın bir yerinde ansızın bir soru geldi önünüze! Tek kelimenin devasa büyüsüne kapıldığınız o soru... Aslında bildik olan tanıdıklaştırılan o tek kelime; Aile...
Nedir dediğimizde yetişkin çocuk ayırt etmeksizin şahsım adına ilk dikkat ettiğim herkeste varolan bir anlık düşünme payı. Kısa aranın peşi sıra gelen cevap ise ;anne baba çocuk... Üç kelimeye sığdırılan koca bir metin. 
Bugünkü köşe yazımda  sosyalleşmemizin ilk başladığı yer olan AİLE kavramına değineceğim.Siz okurlar için tek şartım okurken iç sesinizle muhasebenizi yapmanız olacak gözlerinizin önünden akıp giderken cümleler.... 
Aidiyat(ait olma/ait hissetme) duygusu ile dünyaya gelir insanoğlu ve dünyaya ilk merhabasını bir soyisme üye olarak gerçekleştirir istisnalar haricinde.Soyisim ve verilen isimdir bizim bağımızı güçlendiren; güç katan bir bağdır. Güçlendiren diyoruz çünkü ilk iletişimimiz anne rahmine düşülen o ilk anda başlamıştır aslında evveliyatı vardır üyeliğin ve güçlendirici destekleyici safhaları izler ilk adımı.
İletmek iletebilmek ve İletişimdir aslında Aileyi sağlamlaştıran. İletişim içinse bir gönderen bir alıcı ve mesajlar(söz veya beden ile anlatılan  her şey)  olmalıdır en genel tabiriyle.Diyolog ister iletişim; yani en az iki kişiyi arar varolduğu ortamda... Bizlerin ise yoğun yaşam gailesi içerisinde çoğu zaman kaçırdığı noktalardandır ve yine biz monolog yaşarken anımızı "ben" dışındakini çıkarıveririz İletiden. 
Aile dediğimiz kurum ise Biz olmak ister ben-sen çizgisinin naif sıyrılışında. Benliklerimizi kaybetmeden sağlıklı anlaşabilmeyi hedef alır. 
Günümüzde aile içi iletişim alanında yaşanılan sıkıntılar seanslarımıza "Doğru ebeveynlik(anne-baba/bakım veren) hakkında bilgi ve destek almaya geldik" olur çoğu zaman.
Bizler ise iletişimin sekteye uğradığı noktanın keşfine çıkarız; gözden kaçan kişi mi yoksa ileti (mesaj) mi? Ailemiz Hayatın telaşı içerisinde DİNLEME kapasite ve kalitesine nekadar hakim? Etkin Dinleme ne ölçüde sağlanıyor?Ben-Sen/ Biz dili ev içerisinde nasıl işliyor ve nasıl algılanıyor?Birey Ne anlatmak isterken karşısında nasıl yankı bulup nasıl anlaşılıyor? 
Bunun gibi bir sürü soru silsilesi takip eder süreçleri...
Sizler bu soruları irdelerken en içerinizde;ya ebeveyn rolünüz ya çocuk rolünüz veyahut yetişkin kimliğiniz girer devreye.
Tam da bu noktada önem arzeder olaylara  nasıl yaklaştığı kişinin;öfke kontrolünü kaybetmede, kişi veya olaylara tahammülsüzlükte,çözüm üretemeyecek hale gelinmesinde  ve sorunlarla başedebilme kapasitesinde... 
Sosyalleşilen ilk alandır  diye bahsettik tek kelime dört harflik kavram için; bununla kalmayıp bir ummandır demek yanlış olmayacaktır çünkü aile katılan her yeni üyenin dünyaya açılan İLK penceresidir aslında.Takınılan her tutum söylenilen her söz nakış nakış işlerken fizyolojik/psikolojik varoluş serüvenine;her birey sosyal süreçte zorluklar yaşayabilmekte ve nasıl başa çıkacağını bilmemektedir doğal olarak. 
Adım atmak gibidir Aile;birinin attığı adım diğerini tamamlar ve sağ bacak solu takip eder ona göre şekil alır,durur ya da devam eder. Eş güdümlü işbirlikçi çalışma isteğidir  akıp giden zamana. 
Adımların İlkini oluşturmak devamında tamamlamaktır aile; olabildiğince sağlıklı iletişimi sunmak,sunarken kendi içindeki bireylerin dilini dikkate almaktır.
Unutulmamalıdır ki tek bir kural yoktur farklılıkların bulunduğu ortamlarda ve farklı dünyaların birleştiği alanlarda (Evlilik gibi).
Mühim olan keşfetmektir adayı(aileyi), keşfettikten sonra varolan değerlerle yaşanılır hale getirebilmektir aslolan ve aslında aslolan keşfin temelindeki amacı oluşturan Sevgi,Saygı,Sadakati içselleştirerek Anlayabilmeyi Dinleyebilmeyi oluruna vardırmaktır.
Bir sonraki kalemimiz Anne Baba Tutumları üzerine olacakken siz değerli okurlarımızla buluşana kadar tutumlara istinaden İLETİŞİM i düşünecek zaman payı bırakmaktır benim de payıma düşen. 
Sağlıcakla Kalın

Psk. Seda KARTALTEPE

30 Temmuz 2015 Perşembe

Yarım Kalmış Yarınlar' a

Hayat denen çizgimiz devam ederken bu çizgiye eklenenler çıkanlar ve dolayıysıyla yarım yarıda kalanlar var değil mi?pek çoğumuzun zamanın bir köşesinde yarıda bıraktığı/bırakıldığı anlar vardır hani...
Yine zamanın bir köşesinde ara ara yoklayan...
Kimisi için iş;kimisi için aile;kimisi için aşk kimisi için sağlık kimine göre de para...
Yarım kalmışlığın psikolojisini düşündürdü dün dışardan gözlemleğim bir ortam.
Sahi tamamlanamayanlar insanda neler oluşturur nelere sebebiyet verir ve asıl önemlisi temelinde ne yatmaktadır?
Yarım kalan her şey dünde değil gelecektedir aslında;insanoğlu dününü de bugününü de geleceğe yatırır. İster kararında ister yararında isterse zararında; farkında olarak ya da olmayarak! Çünkü kontrolünde olabildiğimiz kadar bizim dışımızda gelişen olaylar yaşanmışlıklarda gündeme gelmektedir...
Keşkeleri barındırır yarım kalanlar...
Koca bir merak duygusuna gebe bırakır ardı sıra;yaşanmamış yarısını alıp giderken diğer yarı....
Yaşanamayan yaşananlardan kalanla yetinen aslında yetinilemeyen bir duygusallık bırakır çoğu zaman!!! 
Ve aslında ümitdir yerine bıraktığı kalkıp giderken yanı başımızdan...
Yarım kalmışlık zordur! Yaşattığı duygu durumu da,kişiden kişiye değişkenlik göstermekle birlikte,bu oranda zordur!!!
Eğer kişi "Keşkeler"de ve "Belki"lerde kuruyorsa sıralı bağımlı cümlelerini...
Nacizhane düşündüğüm tamamlanamayan şeylerin üzerinde yaşanılan tüm duygu ve düşünceler  bilinç dışında varolan yok olma kaygısı ile ilintili... Yarım kalan tamamlanamayan her şey eksiklik ve bir yoksunluk yaşatır! Kişi kaygısının ne kadar farkında olursa başetme gücü okadar yükselirken yas süreci yine bu oranda okadar azalacaktır...
Yarımlar Yarını etkiler! Gün bu Gün olsa da... Fakat Unutulmamalı ki; Tamamlanamayan her şey aslında tamdır!!! Biz neyi nasıl yaşamak konumlandırmak istiyorsak( ; 
Eğer bir şeylerdeki eksiklik bizim kararımızda olmadan belki fikrimiz alınmadan gelişti ise bakış açımızı değiştirip o an ve sonrasına bir duruş sergilemek Mutluluğu ve İç Huzuru buyur edecektir Ömrümüze!!!
Yarınlar için İç Huzurunuz TAM olsun


18 Temmuz 2015 Cumartesi

Şarkı Analizi/Analizlerin Şarkısı

Küçüğüm daha çok küçüğüm 
Bu yüzden bütün hatalarım 
Öğünmem bu yüzden 
Bu yüzden kendimi 
Özel önemli zannetmem 

Küçüğüm daha çok küçüğüm 
Bu yüzden bütün saçmalamam
Yenilmem bu yüzden 
Bu yüzden hala kendime güvensizliğim 

Ne kadar az yol almışım 
Ne kadar az 
Yolun başındaymışım meğer 
Elimde yalandan kocaman rengarenk 
Geçici oyuncak zaferler 

Küçüğüm daha çok küçüğüm 
Bu yüzden bütün korkularım 
Gururum bu yüzden 
Bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım 

Küçüğüm daha çok küçüğüm 
Bu yüzden sonsuz endişem 
Savunmam bu yüzden 
Bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem
-------------------------------------
Şarkıların analizi yahut hayatın analizinin şarkılara yansıması...
Sezen Aksu'nun Küçüğüm adlı bu eseri bana Psikoloji Bilimi'nde Transaksiyonel Analiz yaklaşımını düşündürdü... Ebeveyn/Yetişkin/Çocuk yanların önemle vurgulaması ele alınması dikkate dokundu bu anlarda...Parça nakaratlarına Küçüğüm diye başlayıp çocuksu yana dair duygu/dürtülerle tamamlanırken,Çocuk Kimliği düşündüm tam da o anlarda.Korkular,Kaygılar,Endişeler,Önemli zannetmeler,rengarenk geçici oyuncak zaferler... İlkel yanımız isteklerimiz ve duygularımız... 
Ardısıra Ebeveyn yan çaldı düşünce kapımı;dünya üzerinde nekadar aile varsa onlardan alınan kültlerden oluşur herbiri kendi içinde kendine has kendine özel diye tanımladım kendimce... Bütün içinde bir parça...
Yetişkin denilen??? Soran sorgulayan neden niçin nasıl ile, analiz eden araştıran yan(ımız). Bir olay ya da olgu ile karşılaşıldığında düşünce süzgecinin kullanılmasını gerektiren/bekleyen duruş! Duruş diyorum çünkü anlık karar istemez bu yan; DURmayı durup irdelemeyi ister;sağlıklı bir sonuca ve karara varabilmek adına...
Peki hayatta her dem mümkün müdür Yetişkin tarafı kullanabilmek?Bu sorunun en güzel cevabı ise İNSAN olabilmenin en doğal yanıdır masum kalabilmek Duygulara sahip olabilmek derim ben.Kararında kararınca yaşayabilmektir aslolan...
Bahsedilen Yetişkin ise Çocuğu ve Ebeveyni içinde barındıran Düşünce&Duygu armonisini ezgileştiren bir şarkıdır...
Demem o ki; Hayat notalar bütünlüğüdür, elimizde ise orkestramız;neyin nerde hangi notayı çalması gerektiğinin ayırdına vardığımız an ortaya çıkan eserin tınıları doyumsuz olacaktır...Ara ara yumuşak geçişler ara ara en coşkulu tınılar ve bazen bir okadar sert vuruşlar...
Kararında kararınca yaşanılıp ezgileştirilecek günlerimiz olması temennisi ile (; 


16 Temmuz 2015 Perşembe

Gitmenin Boyutları...


Gitmek, uzaktaki sesin gizemine kapılmaktır. 
Gitmek, kendini başkalarından sakınmaktır.
Gitmek, sadece terk etmek değildir. Aynı zamanda terk edilmektir.
Gitmek, dere iken nehre dökülme, nehir olunca denize kavuşma ve oradan da okyanusa açılma isteğidir.
Gitmek, fani alemde baki kalmak için hoş bir seda bırakma telaşını gizliden gizliye yaşamaktır.
Gitmek, hüküm giymektir.
Gitmek ayrılmaktır... Sevgiliden, köyden, ülkeden, dünyadan...
İnsan ayrılarak gidişin tadını aldığında yaşamın gerçek anlam boyutunu kavramaya başlamış demektir. 
....
Diye tanımlamış yazar gitmeyi... 
Ben ise Gitmenin Psikolojik boyutundan dem vurmak istedim bu yazımda.. Hani zaman zaman uğrayan; bilhassa günlerin ve günlük temponun yükü binmişken üzerinize,önünüzde bir sürü iş duruyorken, geride bıraktıklarınızın tortusu daha temizlenememişken bir an durup hayatı da durdurup düşünceler aleminde gerçekleşen bir kaçış planı... Yoğunluğu artıp hayat kalitenizi düşürdüğünde ise Depresyon adı altında tanılanabilecek bir istem.
Peki nasıl bir psikolojidir bu ve niçin olur? 
Nasıl olur boyutunda beden ve ruhun diyalektik sürecine değinmemek olmaz. Ruh & Beden ömür dediğimiz yolda İnsanı en iyi tanımlayan ikililiktir! Çoğu zaman Ruh iyiyse Beden İyi Beden yorgunsa Ruh yorgun... Bu noktada kişinin fizyolojik ve psikolojik olarak kendini olabildiğince tanıyıp tanımlayabilmesi ise önem arzeder... 
Yaşantısal deneyimler ve Öğrenilmişlikler bu ikililikte süregelirken;aslında hem etkilenen hem etkileyendir...Kendini tanıma ise,kendilik sürecinde,etkileyen faktörlerin analizine bağlıdır. Şöyleki Gitme isteğini gündeme getiren fizyolojik yahut psikolojik etmen nedir? İşte tam da bu soru Öz e ulaştıracak olup kişinin kendisini duygusunu durumunu ve düşüncesini farketme ayırt edebilme ve çözüme ulaşma çabası olacaktır! 
Gitme isteğinin niçin olduğu sorusunun cevabı ise bu sorgulama çerçevesinde masamıza buyur edilecektir.
Çözümün gerçekten gitme davranışında olacağına inanılıyorsa sorun zaten çözülmüş demektir; ama bazı gitme düşünceleri aslında kaçış içerir ve yüzleşmeyi sansürlemek içindir. Kimi zaman kendinle kimi zaman kendi dışındakilerle... Bu farkındalıkta kalıp sorunla bir yetişkin gibi yüz yüze gelebilmek varolan duygu ve düşünceyi değiştirecektir tahmin ettiğiniz gibi.
Bedeni veya Ruhani yorgunluk meydana geldiğinde varolan düşüncelere odaklanmalı ve sorgulamalı insan;ayrılmalı o anki koltuğundan,masasından,evinden,işinden bir soru ile bir dakikalığına... Ne demişti yazar;
"
İnsan ayrılarak gidişin tadını aldığında yaşamın gerçek anlam boyutunu kavramaya başlamış demektir. "

Tadına bakmak lazım gidişlerin fikren; Beden&Ruh süzgecinden geçirip işin özüne dönüp gerçek anlam boyutunda kendini dinlemeli... Neden Niçin sorgulanmalı...

Belki de kendimize, iç sesimize kulaklarımızı tıkayıp; bedenimizi es geçtiğimizdendir varolup yapamadığımız; yapılamadığı zaman şikayet ettiğimiz tüm bu istekler! Gerçekleri gözardı edip gerçek dışına sığınma çabalamalarımız!!

Hadi ozaman Bir iç Sesimizi Dinleyelim
Sahi Ne diyor Sizin ki...

10 Nisan 2015 Cuma

Yeni Bir Sayfada Sana BaKmak!

her şey yapılabilir 
bir beyaz kağıtla 
uçak örneğin uçurtma mesela 
altına konulabilir 
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için 
sallanan bir masanın 
veya şiir yazılabilir 
süresi ötekilerden kısa 
bir ömür üzerine. 

bir beyaz kağıda 
her şey yazılabilir 
senin dışında 
güzelliğine benzetme bulmak zor 
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan 
her şeyden 
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor 
belki tabiattadır çaresi 
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin 
ve benim 
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim 
anlarım bitkiden filan 
ama anlatamam 
toprağın güneşle konuşmasını 
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla 

sen bana ışık ver yeter 
bende filiz çok 
köklerim içimde gizlidir 
gelen giden açan soran bere budak yok 
bir şiir istersin 
“içinde benzetmeler olan” 
kusura bakma sevgilim 
heybemde sana benzeyecek kadar 
güzel bir şey yok 

uzun bir yoldan gelen 
tedariksiz katıksız bir yolcuyum 
yaralı yarasız sevdalardan geçtim 
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu 
her şeyi anlattım 
olan olmayan acıtan sancıtan 
bilsem ki sana varmak içindi 
bütün mola sancıları 
bütün stabilize arkadaşlıklar 
daha hızlı koşardım 
severadım gelirdim 
gözlerinin mercan maviliğine 

sana bakmak 
suya bakmaktır 
sana bakmak 
bir mucizeyi anlamaktır 

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır 
aşk sorgusunda şahanem 
yalnız kelepçeler sanıktır 
ne yazsam olmuyor 
çünkü bilenler hatırlar 
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar 
bahçıvanlar değil tüccarlardır 
sen öyle göz 
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı 
sen teninde cennet kayganlığı iken 
sana şiir yazmak ahmaklıktır 

bir tek söz kalır 
dişlerimin arasından 
ben sana gülüm derim 
gülün ömrü uzamaya başlar 

verdiğim bütün sözler 
sende kalsın isterim 
ben sana gülüm derim 
gül sana benzediği için ölümsüz 
yazdığım bütün şiirler 
sana başlayan bir kitap için önsöz 

sana bakmak 
bir beyaz kağıda bakmaktır 
her şey olmaya hazır 
sana bakmak 
suya bakmaktır 
gördüğün suretten utanmak 
sana bakmak 
bütün rastlantıları reddedip 
bir mucizeyi anlamaktır 
sana bakmak 
Allah’a inanmaktır!!!
        
                       Y.E.